Hazreti Pîr, Kur’ân’ı, Allah’tan dinliyor gibi veya Cibril-i Emîn’den dinliyor gibi ya da Hazreti Sadık u Masduk’tan dinliyor gibi okumak gerektiğinden bahsediyor.20 Şayet bir insan Kur’ân’ı, Mütekellim-i Ezelî’den dinliyor gibiyse, bu çok ciddî bir meseledir. Kur’ân’ı böyle okuyan bir insan, onun bir kelimesini duyduğunda, onu on defa aklında evirip çevirir, sonra da o kelimeyi aklının bütün nöronlarına emanet eder. Kortekse, “Sen biraz bekle, ben yeniden sana müracaat edeceğim.” der. Bir dosyayı karıştırıyor veya kurcalıyor gibi onu alıp bir kere daha baştan sona kadar gözden geçirir. Kur’ân’a bu nazarla bakıldığında, hayatın ferdî, ailevî, içtimaî ve kültürel bütün alanlarıyla alâkalı problemlerimizi ve onların çözüm yollarını onun içinde bulmak mümkündür.
Selef-i salihîn –Allah ebeden onlardan razı olsun– kendi dönemlerinde mevcut ilimleri ve tekvînî ilimlerin inkişafını çok iyi değerlendirmiş ve şartların müsaade ettiği ölçüde Kur’ân’ı anlamaya çalışmışlardır. O gün itibarıyla ne teleskop ne mikroskop ne de x ışınları vardı. Ama Cenâb-ı Hak bugün bize bu imkânları bahşetmiştir. Bunun yanında size duyup hissettiğiniz ve içinize sindirdiğiniz bu meseleleri dünyanın dört bir yanına da duyurmak için televizyon, internet gibi nice imkânlar lütfetmiştir. Bence, bütün bu imkânları değerlendirerek sahabeye yetişmek için canla başla çalışmak gerekir. Onlar hicret-i seniyyenin 40. senesinde Sindabat’a ulaşıyor, 80. senesinde Horasan’a hâkim oluyorlar. Ahnef İbn Kays’ın karşısında bozguna uğrayan Moğol orduları “Bunlarla savaş olmaz!” diyorlar.
Dipnotlar
- 20 Bkz.: Bediüzzaman, Mektubat s.451 (Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Nükte).