İçeriğe geç

Daha sonra ise: وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ“Kendilerine rızık olarakverdiğimiz nimetlerden hayır yolunda infak ederler.”11 buyruluyor. Buna göre Allah’ın ihsan buyurduğu nimetlerin hakkını vermek gerekiyor. Eğer Cenâb-ı Hak bize mal ihsan ettiyse, muhtaçlara onun hakkı verilmelidir. İlim lütfettiyse ettiyse, verilen o nimet ilim yolunda harcanmalıdır. Fikir ve düşünce kabiliyeti vermişse, fikir sancısı çekerek, öz beynimizi burnumuzdan kusarak düşüncenin hakkı verilmelidir. Şefkat duygusu ihsan etmişse, insanlığı kazanma adına son kertesine kadar onun da hakkı verilmelidir.

Bütün bunlardan sonra şöyle buyruluyor: وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَۤا أُنْزِلَمِنْ قَبْلِكَ“Hem sana indirilen kitabı, hem de senden önce indirilen kitapları tasdik edip iman ederler.”12 Yani inzal zamanı itibarıyla onu temsil eden insanların veya ümmetlerin bu kitapları tam temsil ettikleri dönemler itibarıyla sizden evvel inen o kitapların da inme hakkaniyetlerine iman ederler, diyor. Müttakilerin bir diğer özelliği olarak ise: وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ“Ahirete dekesin olarak inanırlar.”13 buyruluyor. Burada, يُؤْمِنُونَ14 denilmeyip يُوقِنُونَ15 buyrulması, müttakilerin ahiret hakkında tam bir yakîn sahibi olmaları gerektiğine işaret içindir. İcmalî olarak arz ettiğim bütün bunlar nazarî Müslümanlığın, potansiyel hidayetin realize edilmesi adına önümüze serilen hususlardır.

235