İçeriğe geç

İşte Kur’ân tarafından kabullenilmiş bu çerçevedeki bir kuvve-i gadabiyeye sahip olan insan, başkaldıracağı yerde başkaldırmasını bilir; dik durması gerekli olduğu yerde dik durur; kendini ifade edeceği yerde kendini ifade eder ve değerlerine saygıda asla kusur göstermez. Bütün bunlar gazap mevzuunda dikkat edilmesi gereken hususlardır. Kendini salıp bu ölçülere dikkat etmeyen bir insanın ise ölüden farkı yoktur. Onun için Hazreti Pîr bir yerde: “İşte ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyet’i bırakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar! Gelen neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz. Tâ ki, hakikat-i İslâmiye’yi hakkıyla kâinat üzerinde temevvüc-sâz edecek olan nesl-i cedid gelsin!”11 demiş ve bu tür insanlara ölü nazarıyla baktığını ifade etmiştir. Evet, başkaldırması gerekli olan şeylere baş kaldırmayan, en azından rey çerçevesinde orada varlığını ispat etmeyen tepkisiz, reaksiyonsuz insanların varlığıyla yokluğu arasında fark yoktur. Merhum Mehmet Âkif de bu mevzuda korkunç bir tefrite düşen ve kendini salan insanların hâlini şu mısralarıyla dile getirir:

“ Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’
Davransana… Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümidin mi yüreksiz?”
75