İçeriğe geç

Tabiî, O’nun izini takip eden, ihlâs ve samimiyet içinde iman ve Kur’ân hizmetinde koşturup duran, kendini o yola vakfetmiş bulunan adanmış ruhlara da yol boyu Cenâb-ı Hakk’ın hususî lütuf ve ihsanları söz konusu olabilir. Hizmet yolcusu, bu özel teveccüh ve iltifatları gördüğünde şükran hisleriyle dolup iki büklüm olmalıdır. Yapılan hizmetlerde kendisine bir hisse çıkarmayan, o istikamette bir niyet ve beklentisi olmayan insanlar da bu lütuf ve nimetleri seslendirebilir, hatta minarenin şerefesinden bir hakikati haykırıyor gibi, bunu avaz avaz ilân edebilir. Fakat bu noktada, o lütuf ve nimetleri, bir fahir malzemesi olarak kullanmamak çok önemli bir esastır. Zira insan bazen kendisine bahşedilen ihsan ve ikramları seslendirirken, kendisi işin içinde bulunduğundan dolayı, kendini ifade etme, kendini seslendirme gibi bir arzuya da kapılabilir. Bu mevzuyla alâkalı hiç unutamadığım bir hâdiseyi daha önce size anlatmıştım. Şöyle ki, bir müessesenin açılışında konuşma yapan bir zat, yapılan faaliyetleri anlatırken şu mealde bir şey demişti: “Bugüne kadar çalışıp gayret ederek bizdeniz bu okulu yaptık.” Ben, bu garip, tuhaf ve yanlış ifadeyi hiç unutamadım. Keşke unutabilseydim. Çünkü o sözü hatırlayınca sözün sahibini de hatırlıyorum. Rabbim taksiratımı affetsin!

158