İçeriğe geç

“Sana gelen her iyilik Allah’tan; başına gelen her türlükötülük ise nefsindendir.”10 Buna göre ayağınıza bir iğne batması, işlerinizde bir fiyasko ile karşılaşıp bir başarısızlığa uğramanız.. vs. hepsi sizdendir. Sağanak sağanak üzerinize yağan lütuf, ihsan, başarı ve muvaffakiyetlere gelince onların hepsi de Allah’tandır. İşte bu hakikate gönülden inanmak ve Kur’ân’ın verdiği bu ölçüye sımsıkı sarılmak gerekir.

Hâsılı, insan, bir taraftan kendisiyle yüzleşecek ve kendisini yerden yere vuracaktır. Âdeta kendisini iğneli bir fıçı içine koyacak ve yağını çıkaracağı ana kadar onu yayacaktır. Diğer yandan da derin bir muhasebe içinde, başkalarına açmadan kendi içinden yani kelâm-ı nefsî ile: “Rabbim, mazhar olduğumuz bütün bu güzelliklerden dolayı Sana hamdolsun.” diyerek, oturup kalkıp tahdis-i nimette bulunacaktır. Dile dökmeden kalbinin sesi ile Allah’a yönelecek, içten içe şükür duygularıyla dolup dolup boşalacak, Rabb-i Kerim’inin lütuf ve ihsanlarını iç mülâhazalarla seslendirecektir. Hatta böyle bir iç mütalâada bulunurken bunu meleklerin ıttılaına açık noktalarda dahi yapmama gayreti içinde olacaktır. Diyecek ki: “Yâ Rabbi! Meleklerin bile buna muttali olmasını istemiyorum. Ben sadece Senin bilmeni arzu ediyorum. Sana binlerce hamd ü senâ olsun ki, Sen, Habibine, وَأَمَّابِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ11 buyurmakla bize de bu mevzuda bir işarette bulundun. Ben de o işarete uyarak tahdis-i nimette bulunuyorum. Ama bunu, benim Hafeze ve Kiramen Kâtibîn meleklerinin dahi bilmesini istemiyorum. Madem bu mesele Seninle benim aramdadır. Sadece Senin bilmen bana yeter.”

162