İçeriğe geç

Aslında hepimiz imtihan oluyoruz. Duyarlılığımız ile de duyarsızlığımız ile de. Asıl beni bu düşüncelere iten problemlere gelince, onlar, kaderin hükmünü icra ettiği yolda ya çözüme kavuşuyor ya da çözümsüzlüğe mahkûm oluyor. Evet, her şey O’nun elinde. Zaman O’nun elinde, mekân O’nun elinde ve hüküm sadece O’na ait. Olan ve olmayan her şey O’nun meşîetinin eseri. Sebeplere gelince hiç ehemmiyeti yok denecek kadar bir role sahipler.

Evet, bazen öyle hâdiselerle karşılaşıyorum ki “Kolum kopsaydı da bunu duymasaydım!”, “Allah benim canımı alsaydı da bunu görmeseydim!” diyorum. Belki bazılarınıza garip gelir; ama ben bunu derken çok rahatım. Çünkü benim dünyada bulunuş gayem bu. Dert edindiğim şeylerde bir tıkanıklık olduktan sonra ben yaşamışım yaşamamışım, yatmışım kalkmışım, sıhhatliymişim hastaymışım hiç umurumda değil. Zira ne kadar küçük olursa olsun tıkanıklıkları yakın veya uzak gelecekte bozgunlara sebebiyet verebilecek şeyler olarak görüyorum ben.

Bozgun

Bozgun deyip geçmeyin. Bir milletin kaderini değiştirir bozgunlar. Meselâ, Viyana önlerinde yaşadığımız bozgun… Kaç defa kendi kendime söylenmişimdir; “Keşke! Viyana’da Osmanlı’ya bozgunu yaşatan askerlerin hepsi Merzifonlu ile beraber kollarını kanatlarını verselerdi, lime lime doğransalardı da Türk milletini bozgun ile tanıştırmasalardı; ona bozguna uğrama nedir duyurmasalardı o askerler.” Çünkü o vakte kadar bu millet bozgun nedir bilmiyordu. Çanakkale’dekiler gibi davranmalıydılar: “Mermim yok, topum yok; ama süngüm var, tüfeğimin dipçiği var ya!” demeliydiler. Zira böyle kader-denk noktalarında “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe…” felsefesi ile hareket edilir. Ama ne Merzifonlu ne de askerler bu firaseti gösterebildiler.

99