İçeriğe geç

İnsan, kendisine tevdi edilen vazifeleri, sahip olduğu şuura göre yapar. Bununla birlikte, evvel ve ahir tavsiyem şudur: Dine, vatana, millete, devlete ve insanlığa hangi seviyede hizmet yaparsak yapalım, karşılığında hiçbir şey beklememeliyiz. İnsan, yaptığı hizmete karşılık olarak hayalinde birtakım beklentiler içine girerse, beklediklerini bulamayınca –hafizanallah– küsüp gidebilir. Ben duâlarımda sürekli “Yâ Rabbi, beni arkadaşlarımla, arkadaşlarımı da benimle mahcup etme!” diyorum. Zira dünya genelinde belirli bir bakış ve kabulleniş var ve bizler onu korumak zorundayız. Evet, insan yapacağı murakabeler ile kendisinin mânen “sıfır” olduğu sonucuna mutlak ulaşmalı, kendini buna inandırmalı ve büyük veya küçük yaptıklarına kat’iyen sahip çıkmamalıdır. “Bediüzzaman’ın bile kendisini bir ‘memerr’ (Bu, ‘bazı iyiliklerin uğrağı’ demektir.)6 olarak gördüğü yerde biz kim oluyoruz ki?” demelidir. Aksi takdirde hayalî düşünceler ve beklentiler içinde boğulup gidebiliriz.

Kıvam Problemi

Bundan elli altmış yıl önce, bugüne kıyasla alabildiğine az sayıdaki insanın peygamberâne bir azimle bu milletin geleceği için –Allah’ın izniyle– yaptıkları şeyler, bugün milyonlara varan insanın yaptıklarıyla mukayese edilmeyecek kadar büyük ve azametli idi. Gördüğüm şu ki, sonrakilerin çalışmalarında öncekilerde var olan canlılık, heyecan ve helecan yok. Gerçi sun’î bir canlılık var; var ama debisi çok dar ve sığ. Sadece bazı yerlerde sun’î su birikintileri göze çarpıyor. Bu da bana göre günümüz Müslümanındaki “kıvam problemi”ni gösteriyor.

90