Evet, ferdî enaniyet, cemaat enaniyetine inzimam edince kırılmaz bir hâl alıyor. Aslında herkesin malûmu olduğu üzere eserlerde “ene”(ben)yi kırmak için “nahnu (biz)”ye müracaat etmek tavsiye ediliyor.18 Ama burada “nahnu” da işe yaramıyor. Onun için “nahnu”yu da aşıp “Hüve”(O)ye sarılmak gerektiğine inanıyorum. Zira, hepimizin sürekli rehabilitasyona, nasihate; bu ölçüleri zihnimizde canlı tutmaya ihtiyacımız var. Harun Reşid’in defalarca Fuzayl b. Iyâz’ın dizlerinin dibinde hıçkıra hıçkıra ağladığını biliyoruz biz. Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin İzz b. Abdüsselâm’ın dizlerinin dibine kapanıp ağlaması da az değildir. Ya Zembilli’nin yanında hıçkırıklara boğulan koca sultan Yavuz Selim’e ne demeli…
Evet, وَالْمُخْلِصُونَ عَلٰى خَطَرٍ عَظِيمٍ deniliyor hadiste. Yani “…İhlâsa erenlere gelince, onlar da büyük tehlike içindedir.”19 Menkıbe kitaplarında anlatılır, Hz. Musa, Cenâb-ı Hakk’a diyor ki; “Yâ Rabbi! Hayret ediyorum, Sana gelmiş, ulaşmış insanlar nasıl oluyor da başka mülâhazalara kapılıyorlar.” “Yâ Musa!” diyor Cenâb-ı Hak; “Onlar Bana gelip ulaşanlar değil, yoldakiler.” Allah hepimizi muhlisîn basamağını da aşıp muhlas olanlar, yani ihlâsa erdirilmişler zümresine ilhak eylesin.
Mebdede Yenilik, Müntehada Derinlik
Hemen her hareket, her cereyan mebde’de saflığı ve duruluğuyla, münteha’da da kemmî derinlikleriyle tarih boyunca tekerrür edegelmiştir. Sahabi saflığı ve duruluğu bu çizgide gösterilebilecek en iyi misaldir. İslâm tarihinin ilerleyen dönemlerinde hemen her alanda tecdit hareketleri olmuştur; ama ne devlet yapısı ne mektep medrese sistemi ne de değişik düşünce ekolleri bakımından İslâm’ın o ilk dönemine ait safvet ve duruluk yakalanamamıştır. Belki gönül hayatının yoğun olarak yaşandığı tekye ve zaviyelerde kısmen bu safvet duyulmuş olabilir.
Dipnotlar
- 18 Bediüzzaman, Mektubat s.479 (Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale Olan Altıncı Kısım).
- 19 Bkz.: el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 3/414, 4/179, 362; Meâricü’l-Kuds s.88; el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 2/415.