İçeriğe geç

Kur’ân ve Sünnet’in genel anlamda gösterdiği bu prensipler tarih içinde değişik İslâmî ekollerde değişik formlar kazanmış. Meselâ, tarikatlarda bu mesele bir mürşidin vesayetinde olmalı denilmiş, mürşid her safhada müridine yol göstermiş. Sahabe mesleğini meslek edinen topluluklarda ise bu daha değişik formüllerle hayata konulmuş. Burada insanın tefekkürü, Allah karşısındaki durumu, Allah’ın insan üzerindeki şefkati misali, başkalarına aynı şekilde muamele etmesi, âcizliğini ciddî olarak mülâhazaya alması, ihtiyaçlarının sonsuzluğu ile fakirliğini müşâhede etmesi gibi hususlar ön plana çıkmış. Bütün bunlarla aslında insanların arzu ettikleri ortak bir nokta vardır; izafî ve hakikî anlamda kâmil insan olma.

Evet, her bir insan için izafî veya hakikî insan-ı kâmil olma muhtemel ve mukadderdir. Ama günümüz insanı, bu pencereden bakıldığında acınılacak bir hâldedir. Tasavvuf terbiyesi ya da sahabe mesleğinin ölçüleri günümüz insanının gündemine bile girmemiştir. Ne tefekkür, ne acziyet ve zaafiyet, ne mürşidin vesayetinde bulunma… Bunlar bizim hayatımızda yok bugün. Bütün bunların olmaması, olmayacağı anlamına gelmemeli. İnsan ümidini yitirmemeli, inkisara düşmemeli ve her zaman kâmil insan mertebesine ulaşma azim ve gayreti içinde bulunmalıdır.

Yalnız unutulmamalı ki, bu seviyeye sabahtan akşama ulaşılamaz. Uzun ince bir yoldur bu. Sağlam bir niyetten sonra seçilen yolda sürekli temrinat ister. Bir seviyeye ulaştıktan sonra da aynı çizgide fasıla vermeden devam ister. “Şu noktaya ulaştım, benim işim bitti.” diyemez insan, dememeli. Zira bu yolda bugün yapılan şey, yarın yapılacak şeyin başlangıcıdır. Öncekiler sonrakilerin derinlik kazanmasının hem nedeni hem de sonucudur.

124