İçeriğe geç

Her latîfenin bir gaye-i hilkati vardır. Hilkat gayesine uygun biçimde o latîfenin kullanılmaması elbette onun dumûra uğramasına veya ölmesine neden olacaktır. Burada işin en önemli noktası, söz konusu latîfelerin tekrar dirilip dirilmeyeceği veya daha doğru bir tabirle Allah tarafından tekrar diriltilip diriltilmeyeceğidir. Kanaatim o ki, eğer Allah’ın fevkalâdeden bir lütfu ve inayeti olmazsa onların tekrar dirilmeyeceği ve diriltilmeyeceğidir. Bu açıdan Bediüzzaman’ın, Lem’alar’daki aynı yazının devamında söylediği “Hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork; bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letaiflerini onda batırma!”11 nasihatine kulak kesilmek gerek.

Ancak iman başta olmak üzere mârifetullah, muhabbetullah, mehafetullah ve zevk-i ruhanîye erip, hakikat yolcusu insanın asıl hedefi olan rıza-yı ilâhîye ulaşabilmesi adına verilmiş olan latîfeler eğer küfür ve dalaletle ölüyor ve bir daha dirilmiyorsa, sonradan hidayete eren insanlar hiçbir yere varamazlar. Oysaki, mühtediler içinde seyr ü sülûkta nice mertebeleri katetmiş insanlardan söz etmek mümkün olduğu gibi, cahiliyye insanlarından mucize denilebilecek bir toplum da çıkmıştır. Demek burada Allah’ın hususî bir iltifatı, fevkalâde bir inayeti var.

Bizim hamuru Müslümanlıkla yoğrulmuş insanlar olarak, inayete güvenmekle beraber, irademizi esas alarak davranışlarımızı ayarlamamız gerekir. Zira âdet-i ilâhî günahlara girme durumunda o latîfelerin sönmesini ve ölmesini netice veriyor.

104