Sahabe efendilerimiz ve onların yolunda gidenler, Cenâb-ı Hakk’ın ihsan buyurduğu nurlu dakika ve saatleri birer sır gibi saklamış ve başkalarına kat’iyen açmamış; O’nun lütfettiği ikram ve kerametleri sürekli gizleyip halk nazarında düz ve sıradan bir insan olarak bilinme gayretinde olmuşlardır. Sürekli ihlâs arayışı içinde bulunmuş; günde birkaç defa kendilerini sadâkat kontrolünden geçirmişlerdir. O’ndan gelen her şeyin gizli birer armağan olduğu düşüncesiyle, vecd, keşif ve keramet türünden ikramların Veren’le verilen arasında birer sır gibi kalmasına dikkat etmiş ve bunları kimseye açmamışlardır. Onlar, kendi iç derinliklerini ve muhteva zenginliklerini ağyara hissettirmeme ve sürekli kendilerini sıfırlamada ustaca manevralarda bulunmuşlar; iddialardan ve iddia işmam eden söz ve davranışlardan kaçtıkları gibi, kendilerine lütfedilen nimetlere “mazhariyet” demekten dahi kaçınmışlardır. Günümüzün mefkûre kahramanlarına düşen vazife de, selefleri gibi davranarak, derin olmak ama suizanlara kapı açmamak kaydıyla sığ görünmektir.
Secde İzi mi, Riya Emaresi mi?