Evet, biz en zor günlerde, en amansız şekilde düşmanlık yapanlar hakkında bile tel’ine, bedduaya “âmin” demedik, kimseye lânet ve kahriye okumadık. Belki onlar hakkında en acı tercihimiz, onları Allah’a havale etme şeklinde oldu. O havaleyi de yine Efendimiz’i taklîden yaptık. Hiçbirimiz O’ndan daha merhametli ve daha şefkatli olamayız. Allah Resûlü, اَللّٰهُمَّ عَلَيْكَ بِأَبِي جَهْلِ ، اَللّٰهُمَّ عَلَيْكَ بِعُتْبَةَ ، اَللّٰهُمَّ عَلَيْكَ بِشَيْبَةَ ، اَللّٰهُمَّ عَلَيْكَ بِالْوَلِيدَ بْنَ عُتْبَةَ demiş,2 o günün din düşmanlarını, Ebû Cehil, Utbe, Şeybe ve Velid gibilerini Allah’a havale etmiştir. Havale etme de, “Allahım Sen bilirsin, Sen ne dilersen onu yap.” demektir. Kaldı ki, ben havale etmeyi bile Allah’tan hidayet temenni etme alternatifine bağlayarak dile getirdim hayatım boyunca. Hâlâ da aynı alternatifle beraber söylüyorum: “Allahım hidayetlerini murad buyurduklarını hidayet eyle, onların gözlerini de hakikate aç, kalblerini sevgiyle donat. Yok öyle murad buyurmuyorsan Sana havale ediyorum, ne istersen onu yap.” diyorum. Dünyada hiçbir din mensubu, hatta hiçbir dinsizin de bu mülâhazayı sert bulacağına ve buna itiraz edeceğine ihtimal vermiyorum.
Dipnotlar
- 2 Buhârî, vudû 69; Müslim, cihâd 107.