İçeriğe geç

Bu açıdan, zikir atmosferini korumanın zor olduğu, insanın cismaniyet tarafından tehlike vadilerine çekildiği yerlerde dimdik durup sürekli “Allah” demek, dil, beden ve kalble hep O’nu anmak çok daha önemlidir ve insana daha çok sevap kazandırır. Laubâliliğe, faydasız meşgalelere ve mâlâyânî şeylere açık yerleri bile Cenâb-ı Hakk’ı zikirle ve mahlukâtı tefekkürle süsleme, zikir ve fikirle oraları da nurlandırma pek faziletlidir. Meselâ, herkes hacca gidemez, Arafat’a çıkamaz, Müzdelife bilemez, Mina göremez fakat, herkes için objektif olan bir şey vardır; o da, insanın cismaniyet ve nefsi itibarıyla olumsuzluğa çekildiği yerde iradesinin hakkını verip amel-i salihe yönelmesi, karanlık zeminleri, sisli atmosferleri ciddi ve samimi tavrıyla nurlandırması… İşte bu, bir yönüyle her yeri o insan için Arafat hâline getirir; her yeri Kâbe’nin metâfına çevirir. Peygamber Efendimiz, tehlike anında hudutta nöbet tutan bir insanın bir saatlik nöbetinin bir sene ibadet hükmüne geçtiğini9 beyan buyurmuyor mu? Bir dakika şehitlik meşekkati çeken bir insan birdenbire en büyük velilerden biri olmuyor mu? Evet, bir Arap atasözünde dendiği gibi بِقَدْرِ الْكَدِّ تُكْتَسَبُ الْمَعَال۪ي“Meşakkat ölçüsünde mükâfat elde edilir.” Maddî-mânevî her türlü muvaffakiyet, maddî-mânevî bir kısım mahrumiyetlerin arkasında meknîdir. Ne kadar mahrumiyete katlanır, ne kadar kendinizi sıkar, ne kadar zorlanırsanız, semere ve mükâfatınız da o ölçüde kıymetli olur. Şu kadar var ki, “Ben kendimi sıkayım da, daha çok sevap kazanayım” düşüncesi doğru değildir. Allah’tan afv u afiyet istenir, sıkıntı ve meşakkat değil. Benim anlatmak istediğim husus: Sıkıntı ve zorluklar karşısında da mü’mince duruşunuzu korumanız, Cenâb-ı Hakk’ın rızası arzusuyla kıvamı muhafaza etmeniz sizi normal zamanlarda ve düz yollarda yürürken kazandığınız şeylerin kat kat üstünde fazilete ulaştırır.

338