İçeriğe geç

Aslında, bu ilâhî hitaplar da Allah Resûlü’nün, ister ümmet-i davetin isterse de ümmet-i icabetin genel tavır ve durumları karşısındaki duyarlılığını, insanlığın kurtuluşu hakkındaki hassasiyetini, O’ndaki ölesiye yaşatma arzusunu ve kurtarma cehdini nazara vermektedir. Bu itibarla, mezkur âyet-i kerimeleri de Peygamber Efendimiz’in heyecanlarını tadil eden ve onu ikaz için inen birer ilâhî kelam şeklinde anlamak eksik, hatta yanlış olur. Evet, beyanlarda tadil ve tenbih söz konusu olduğu kadar, ciddi bir takdir ve iltifat da vardır.

Cenâb-ı Hak, Resûl-i Ekrem’ine âdeta “Habibim, şu ilâhî mesaja kulak verip ona dilbeste olmuyorlar ve inanıp onun rehberliğinde huzur-u daimiye yürümüyorlar diye öyle üzülüyor, öyle kederleniyorsun ki neredeyse bir mum gibi eriyip tükeneceksin. Senin bu yüce ve incelerden ince ruhun ileride öyle bir kaynak hâline gelecek ki, gönlünde azıcık haşyet duygusu barındıran herkes kalb kâsesini doldurmak için o kaynağa koşacak. Öyleyse, Sen tebliğ vazifeni yap, takdiri Allah’a bırak; kendine o kadar eziyet etme!” demektedir ki, bu hem çok ulvî bir iltifattır, hem bir ızdırap insanında olması gereken ruh enginliğini gösterme ve arkadan gelenlere hedef belirleme demektir, hem de Kur’ân’ın mesajının hüşyar gönüllerde mâkes bulacağının bir müjdesidir.

Ümmet-i Muhammed’e Tenbih

28