Nazarın diğer bir yanı ise, neye nasıl bakılacağını belirlemeyle ilgilidir. Mesela bir insan her şeye fizikî âlemin üç buudlu mekân kriterlerine göre bakacak olursa, o, çok şeyi göremeyecek, duyamayacak ve hissedemeyecektir. Rusya’da Gagarin ismindeki bir astronotun, “Ben küre-i arzın etrafında tur attım, döndüm, geldim ama Allah’a rastlamadım.” –hâşâ ve kellâ– şeklindeki bir sözü medyaya intikal etmişti. Üstad Necip Fazıl onun bakış zaviyesindeki bu inhirafını ifade etme adına, kendine mahsus bir ses tonuyla şöyle derdi: “A be ahmak! Allah’ın fezada bir balon olduğunu sana kim söyledi!”
Evet, insan, her şeyi yoktan var eden, zaman ve mekândan münezzeh ve müberra Zât-ı Ulûhiyet’i fizikî âlemin üç buudlu mekân kriterlerine göre, –haşa ve kella– gökteki bir cisim gibi görmeye çalışırsa, o, hiçbir zaman hakikati göremez ve bu tür inhiraflara düşmekten de kurtulamaz. Bu açıdan bir kez daha ifade edelim ki, kibir, zulüm ve âbâ u ecdadı taklit gibi faktörler yanında bakış zaviyesini ayarlayamama, inanmaya mani olan engel ve sütrelerden birisidir. Oysaki bütün varlık her yönüyle Allah’ın varlık ve birliğine şehadet etmektedir. Bu hakikat, Hazreti Pîr’in Mesnevî’de nazara verdiği veciz bir ifadeyle şöyle dile getirilmiştir: