“Kâinat satırlarını/sayfalarını derinden derine teemmül et. Bir neticeye varabilme ümidiyle onlar üzerinde derinleş ha derinleş. Çünkü onlar Mele-i Âlâ’dan sana indirilmiş Allah’ın mesajlarıdır.”82 Ne var ki, kâinata materyalist, natüralist veya pozitivist bir mülâhazayla bakıldığında, binlerce belki milyonlarca dille Allah’ı ilan eden varlığın sesi duyulmayacaktır. Böyleleri kâinatı didik didik etmelerine rağmen, baktıkları hâlde göremediklerinden veya gördüklerinin ötesine geçemediklerinden ötürü, her meseleyi getirip natüralizme bağlayacaklardır. Başka bir ifadeyle onlar, neye nasıl bakacaklarını bilmediklerinden, meşgul oldukları eşya ve hâdiseleri Zât-ı Ulûhiyet’e götürecek şekilde değerlendiremeyeceklerdir.
Hazreti Pîr’in, Kur’ân hakkındaki şeytanla münazarasında ortaya koyduğu bakış açısı da konumuz zaviyesinden önemlidir. Üstad Hazretleri, bu münazarada, Kur’ân’a bakan bir insanın, ona Allah’ın kelamı olarak bakması gerektiğine dikkat çekmiştir.83 Zira Kur’ân, insan kelamı farz edildiğinde o, gökten aşağı çekilmiş ve beşer kelamı seviyesine düşürülmüş olacaktır. Kur’ân’ın, tenezzülât-ı ilâhiye ile beşer aklı gözetilerek nazil olduğu bir hakikattir. Fakat insanın, başta, doğru bir nazarla ona bakması gerekir ki, o, veraların verasından gelen bu ilâhî kelamı gerçek derinlik ve enginliğiyle duyabilsin.
Küllî Nazar