Gelelim, bir kişinin içinde iki kalb taşıması meselesine; elbette ki burada zikri geçen kalb, herhâlde bizim bildiğimiz çam kozalağı şeklindeki et parçasından ibaret olan kalb değil; o, tasavvuf erbabınca da ele alınıp değerlendirilen kalbdir ki, âyetin siyakı da bunun böyle olduğunu göstermektedir. Evet, insan şirk ve tevhide, ihlâsa-riyaya, gerçeğe-yalana, hakka-bâtıla açık iki kalb taşımaz. Ak ak, kara da karadır. Evet ne annelerinize benzettiğiniz hanımlarınız annelerinizdir, ne evlâtlıklarınız evlâdınızdır, ne de zeki kabul ettiğiniz kimseler iki kalblidir. Sizin bu konulardaki düşünceleriniz sadece bir yakıştırmadan ibarettir. Gerçek ise, Allah’ın bilip, bildirdiğidir.
Bir başka açıdan, insanlar çeşitli zaman dilimlerinde, değişik şartlar sebebiyle düal olabilir ve düal görünebilirler. Oysa fasit bir dairenin başlangıcı sayılan böyle bir duruma İslâm kat’iyen cevaz vermez; vermez zira bu hâl, insanı kâfirden de daha tehlikeli kılar. Akıbetine gelince, âyetin ifadesiyle ateşin en derinine, çukuruna düşecek olanlar bunlardır. Şimdi, insan bir yandan bir sürü eğri-büğrü yollara takıldığı hâlde, Allah yolunda olduğunu söylüyor ve O’nunla münasebetten dem vuruyorsa, âyetin ifadesiyle o, sinesinde iki kalb taşıyor demektir. Hâlbuki âyet bunu reddediyor ve olamayacağını hatırlatıyor. Zaten başka bir yerde Allah (celle celâluhu) “Muhakkak Allah indinde din, (yalnız ve yalnız) İslâm dinidir.”1 buyurmuyor mu? Ve “İslâm’dan başka din, hiç kimseden kabul edilmeyecektir.”2 diyerek ikiliği söküp atmıyor mu?
Dipnotlar
- 1 Âl-i İmrân sûresi, 3/19.
- 2 Âl-i İmrân sûresi, 3/85.