Duhâ sûresinde ferdî sıkışmışlık ve bunalmışlığın arkasında, gelecek itibarıyla ve toplum plânında elde edilecek bir hâkimiyet-i ruhiye çizgi çizgi tüllenmeye başlar. Ayrıca bu sûrede bir hüzün mûsıkîsi de vardır. Âdiyât sûresinde ise, gümbür gümbür mehterin davul ve kösünün sesi duyulur gibi olur. Yani muhteva ve onun ifade ettiği mânâya göre Kur’ân, harfleri, kelimeleri öylesine seçmiştir ki, buna vâkıf olan insanların kendilerinden geçmeleri ve bayılmaları söz konusudur.
Ayrıca Duhâ sûresindeki üslûp, psikolojik açıdan da bir hususiyet arz etmektedir. Meselâ, orada Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) teselli ve tesliye edilirken, önce kuşluk vaktine yemin edilmiş. Ardından geceye kasem edilerek söze başlanılmış. İşte bu mülâhaza ile وَالضُّحٰى dediğinizde, –inanın– kuşluk vaktinde güneşin şualarının, yüzünüzü-gözünüzü aydınlattığını ve sizi sevince gark ettiğini görüyor ve hissediyor gibi olursunuz. Rica ederim, aradan on dört asır geçmiş ve geçen bu sürede Kur’ân, onca ülfet ve ünsiyet ağına takılmış olmasına rağmen, bizim gibilere وَالضُّحٰى derken bunu hissettiriyorsa, kim bilir o Nebiler Serveri neler hissetmiş ve neler duymuştur..! Duyana da, Duyurana da canlar kurban.
Ayrıca وَلَلْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْأُوۧلٰى ile bugüne göre yarının, bu hâle göre bir sonraki hâlin, şimdiki mudâyaka veya nisbî mazhariyetlere, hikmet buudlu ihtarlara nispeten rahmet enginlikli ve kudret televvünlü geleceğin daha hayırlı olacağı hatırlatılarak, ilk muhatabı itibarıyla, hayatının başlangıcına göre peygamberliğinin, Mekke’deki9 sıkıntılı günlere nispeten Medine döneminin, merkezdeki sınırlı açılıma kıyasla muhit hattındaki geniş çemberin vaadi verilip; sûrî nikmet kuşağı hakikî bir nimet atmosferine çevirilerek, O Ferîd-i Kevn ü Zaman’a evvelen ve bizzat, O’nun anlayışlı müntesiplerine de sâniyen ve bi’l-araz hayırlı bir akıbet muştulanıyor.