“Onlar (kâfirler) görmüyorlar mı ki, Biz kudretimizle gelip onları dört bir yandan daralttıkça daraltıyoruz.. hükmü yalnız Allah verir ve O’nun hükmünü takibe alacak da yoktur.”4 âyeti işareten; أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا اٰمِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ “Onlar (mü’minler) çevrelerinde insanlar kapıp götürülürken (kırıp geçirilirken) Bizim bulundukları yeri (Mekke) bir emniyet ve güven beldesi kıldığımızı görmüyorlar mı?”5 fermanı da delâleten bu hususun birer teyidi kabul edilebilirler.
4. Ayrıca bu âyet-i kerimede Cenâb-ı Hak o günkü muhataplara işarî olarak ileride alacakları yeri belirtiyor ve diyor; sizler bu Kur’ân sayesinde gelecek milletler arasında öyle bir yer alacak, öyle bir şan ve şerefe ereceksiniz ki, bu başka hiçbir millet için söz konusu olmayacak. Zira bu Kur’ân, dilinizi kaymalardan ve yozlaşmalardan koruyacak ve dinini öğrenmek isteyen herkesin müracaat kaynağı hâline gelecek. İşte bu büyük bir nimettir ve hatırlanmak ister. Bu nükteyi ذِكْرُكُمْ ’deki “zikr” kelimesine, öğüt mânâsından öte, zikredilmeniz, yâd-ı cemil hâline gelip anlatılmanız.. vs. gibi mânâ vererek anlayabiliriz.
“Nihayet karanlıklar içinde: ‘Senden başka hiçbir Tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum.’ diye niyaz etti.”
(Enbiyâ sûresi, 21/87)
Dipnotlar
- 4 Ra’d sûresi, 13/41.
- 5 Ankebût sûresi, 29/67.