Hulâsa Hz. Mesih, hayatı böylesine sebepler üstü ve harikulâdelikler içinde cereyan eden bir anneden dünyaya gelmiş ve tamamen bir ruh insanı olarak, Cenâb-ı Hakk’ın himayesinde ve sıyanetinde büyümüştür. Zira onun karşısında, senelerden beri devam eden ve maddeciliği tamamen bir din hâline getiren; yıkılması, yenilenmesi, değiştirilmesi çok zor olan bir toplum vardı ve o, hayatı boyunca böyle bir toplumla mücadele etti. Hz. Mesih, peygamberlik vazifesiyle gönderilirken bu insanları doyuracak bir donanımla techiz edilmiş ve onların putlaştırdıkları maddeyi; babasız dünyaya gelme, ölmüş insanı diriltme, hastaları iyileştirme, en onulmaz dertlere şifa dağıtma gibi pek çok mucizeler göstererek aslî hüviyetine kavuşturmuş.. ve materyalizme kilitlenmiş bir düşünceyi ta’dil ederek, ruhçu bir düşünceye yollar açmış ve böylece İnsanlığın İftihar Tablosu’na giden yollara köprüler kurmuştur.
Şimdi elbette bu iki nebiden sonra gelecek olan makam-ı cem’in sahibi Yüce Peygamber, seleflerinin –misyonları icabı– kendi zaman ve ümmetleriyle alâkalı bir kısım hususları zaman ve şeraitin gereklerine göre ta’dil edip onların ayrı ayrı görünen ama bir bütünün parçaları sayılan muhassala-ı meşrep ve mezaktan bir sırat-ı müstakîm mülâhazası çıkaracaktı ki, çıkardı da. Ne var ki bu çıkarılan şeyler aslında yine o iki peygamber ve o peygamberlerin mizaçlarının aksiyle mütelemmi bulunan kendi kitaplarıyla ifade edilmiş olacaktı.