Mü’min-i âl-i firavun’a, Kur’ân-ı Kerim’de bazı peygamberlerden bile daha geniş yer verilir. O, Firavun’un demokrasi gösterisi ve kavmine başvurması karşısında, yine demokratik bir tavır sergileyerek işe başlar ve أَتَقْتُلُونَ رَجُلًا أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ“Rabbim Allah dediği için bu adamı öldürecek misiniz?”3 der ve sesini yükseltir. Yani o, “İnsanların inanç ve düşüncelerine hiç saygınız yok mu?” demek ister ve perde perde sesini yükselterek imanını ortaya koyar. “Bir gün derdest edileceksiniz, işte o gün size kim yardım edecek?..” diyerek, ahirete imanını açıklar. Onun bu ölçüde kavmine ikna edici konuşmaları karşısında, Firavun daha bir pusar ve başka demagojilere sığınır:
“Ben ancak size isabetli gördüğümü gösteriyor ve sizi ancak doğru yola çağırıyorum.”4 diyerek, suret-i haktan görünme lüzumunu duyar.
Firavun’un gittikçe çöküp, nihaî bir kaybetme noktasına doğru hızla ilerlemesine karşılık, Hz. Musa fevkalâde rahattır ve Firavun’un tehditleri karşısında en ufak bir sarsıntı bile hissetmez. Bu itibarla da hemen cevabını yapıştırır:
“Ben, hesap gününe inanmayan her mütekebbir (gururlu, kendini beğenmiş zorba)dan benim ve sizin Rabbinize sığındım.”5 diyerek, bir yandan Hakk’a güvenini ortaya koyarken diğer yandan da bütün insanların Rabbinin sadece Allah olduğunu bir defa daha ihtar eder.
Dipnotlar
- 3 Mü’min sûresi, 40/28.
- 4 Mü’min sûresi, 40/29.
- 5 Mü’min sûresi, 40/27.