Günümüzde bazı cereyanlar, bunlara mahiyetlerini çok çok aşan mânâlar yükledi. Meselâ; “Allah’a –hâşâ ve kellâ– gerek yok, şer kuvvetlerin gönlü yapılınca her işin düzene girer.” veya “Şer kuvvetinin gücü, hayır kuvvetinden daha üstündür; öyleyse onu hoşnut etme daha önemlidir.” Aslı Kabala’ya dayanan tamamıyla siyonist kaynaklı, masonik ayin şekilleri ve pek çok ritüelleri de aynı kaynağa irca etmek mümkündür. Çizgi filmlerde “Karanlıkların gücü adına, gölgelerin gücü adına..” gibi ifadeler bizim terminolojimizde asla yeri olmayan safsatalardır ki, körpecik dimağların ruhlarında yaralar açmakta ve gençlerin metafizik telakkilerini altüst etmektedir. İnsanımızın ruh, mânâ ve metafizik telakkileri yerli yerine oturtulacağı ana kadar da bu çarpıklıklar devam edeceğe benzer.
Burada üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise, Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın, varlığın ayrı ayrı buudlarını teshîr etmeleri mazhariyetleridir. Değişik sıkıntılar cenderesinde sıkışa sıkışa âdeta fizikî yanlarıyla eriyip نِعْمَ الْعَبْدُۘ اِنَّهُۤ أَوَّابٌۘ3 hakikatinin tam bir timsali hâline gelen Hz. Davud’a, dağlar ve demir gibi fizikî varlıkların musahhar kılınması; ona nispeten babasından tevârüs ettiği güç, kuvvet, saltanat ve debdebe ile, maddî ve fizikî bir dünyada peygamberlikle serfiraz kılınan Hz. Süleyman’a, fizik ötesi varlıklar sayılan cinlerin, şeytanların, ifritlerin hatta bir mânâda fizikten daha çok fizik ötesiyle münasebettar görünen rüzgârların teshîr edilmesi, hakikat-i Ahmediye’de temâşâ ettiğimiz fizik-metafizik dengesinin ayrı ayrı temsil edilmeleri gibi görünmektedir.
Bu itibarla denebilir ki, Hz. Davud, hakikat-i Muhammediye’nin bâtını adına bir nüve, Hz. Süleyman da onun zâhiri namına bir çekirdekti; mevsimi gelince bu konuda da makam-ı cem’in sahibi o Zat’ta içtima ettiler.
Dipnotlar
- 3 “O ne güzel kuldur. Çünkü o her zaman (Allah’a) rücûdaydı.” (Sâd sûresi, 38/30)