İçeriğe geç

3. Âdet-i sübhaniyesine göre Allah, hangi kavme azap edecekse nebisine, azap öncesi o beldeden ayrılmasını emir buyurmuştur. Yunus (aleyhisselâm) ise, öyle bir emir gelmeden, kendi içtihadı ile kavminin beldesini terk etmiş. Böyle olunca da ihtimal gelebilecek azap o kavimden kaldırılmış ve pâye-yi nübüvvete muvafık bir itap şeklinde bir paratoner gibi O Nebiy-yi Celîl’e verilmiştir ki, hepimizin bildiği o hâdiseler başına gelmiştir.

Kur’ân-ı Kerim’de geçen فَلَوْلَا kelimesiyle alâkalı mülâhazalar onun هَلَّا kelimesinin müteradifi “keşke” mânâsına olduğu şeklindedir ki, buna göre meal: “İmha ettiğimiz o beldelerden bari bir teki, keşke azabı görmeden küfürlerinden vazgeçip iman ve emana erselerdi!” biçiminde özetlenebilir ve bunda, belâ ve musibetlerin şöyle veya böyle sezilişinde tevbe ve inâbeye zımnî bir teşvik vardır.

Bu kavmin Musul civarında ve Ninova karyesinde veya bir başka yerde bulunmaları neticeyi değiştirmez; mühim olan ilâhî ve nebevî tenbihleri değerlendirip “tevil-i ehâdis”in aydınlattığı yollarda emarelere yorumlar yükleyerek, kaderdenk noktaları iyi kullanıp muhtemel tehlikelere karşı teyakkuz içinde ve teveccüh eksenli yaşamaktır.

156