عَذَاب kelimesi نَكَال ve عِقَاب gibi kelimelere göre az bir ceza demektir. Kökten kazıma ve şiddetli azaba maruz bırakma yerine sadece عَذَاب kelimesinin seçilmesi de mânidardır. Hatta Muhyiddin İbn Arabî gibi bazı kimseler; عَذَاب, عَذْب kökünden gelir, عَذْب ise tatmak demektir. Dolayısıyla belki de azap, (artık bir süre sonra alışmaktan dolayı) bazı kimselere zevk verecektir8, demektedirler. Dolayısıyla azap kelimesi ceza mânâsında en yumuşak kelimelerden biridir. Bu yönüyle o da azlığı ifade etmektedir.
رَبّ terbiye eden, yetiştiren, rahmetle imdada koşan demektir. Kahhâr, Cebbâr, Müntakim, Mümît gibi isimlere nazaran Rab kelimesi çok açıkça şefkati hissettirir. Bu da, azaba ayrı bir hafiflik mânâsı kazandırmaktadır.
Görüldüğü gibi, âyetin umumu azlık ifade ederken, âyetteki her kelime, hatta her harf dahi o azlığa delâlet etmektedir. Hiçbir beşer karihasının bu kadar ustalıkla söz söylemesi mümkün değildir.
İkinci misal:وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ “Ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) harcar ve infak ederler.”9 âyetidir. Bu âyette esasen zekâta ait bütün prensipler mevcuttur. Şöyle ki;
Dipnotlar
- 8 İbnü’l-Arabî, Fususü’l-hikem 2/166-167 (Hz. İsmail bölümü 41. beyit); el-Münâvî, Feyzu’l-kadîr 1/39.
- 9 Bakara sûresi, 2/3.