Kur’ân-ı Kerim’in üslûbunda bir tazelik, bir gariplik vardır. Yani Kur’ân, o güne kadar hiç görülmemiş ve kullanılmamış enfes, imrendirici bir üslûba sahiptir. Şöyle ki, daha önceki edip, beliğ ve şairlerin ifade ve beyanlarıyla karşılaştırıldığında, Kur’ân onlardan hiçbirine benzememektedir. Dahası Kur’ân-ı Kerim’in nüzulünden sonra yazılmış eserler için de aynı şey söz konusudur… Evet, bunların da hiçbiri Kur’ân’a benzememektedir. Onun üslûbu kendine mahsustur; ne o kimseyi taklit etmiştir ne de kimse onu taklit edebilmiştir.
Aslında üslûptaki garipliğin, muhataplarda bir yadırgama, bir kabullenememe meydana getirmesi muhtemelken, Kur’ân’ın o bedîî üslûbu yadırganmak şöyle dursun, orijinal bulunmuş ve takdir görmüştür. Onun üslûbunda her zaman muhatabı çepeçevre kuşatan ılık bir atmosfer vardır. Onun içindir ki, pek çok kimse onu bir kısım peşin fikirlerle de olsa dinlediklerinde, onun o büyüleyici tesirinden kurtulamamış, hatta çokları hemen iman etmiş, etmeyenler de, Kur’ân’ın büyüklüğünü kabullenmek zorunda kalmışlardır. Velid b. Muğîre ikinci şıkka ait en çarpıcı örneklerdendir. O, Allah Resûlü’nü dinledikten sonra, Mekke müşriklerine şöyle der: “Vallahi ben şiiri en iyi bilenlerinizdenim. O’nun söyledikleri şiir değildir. Kâhinlere, sihirbazlara ait nice sözler dinledim. O’nun söyledikleri, bunlara da benzemiyor. Dolayısıyla gelin O’nunla uğraşmayın.”14
Zaten kendisi de o günden sonra köşesine çekilir ve Allah Resûlü’ne karşı belli ölçüde tavır almaktan vazgeçer. Evet o, Müslüman olmamıştır ama Kur’ân karşısında âdeta çarpılmış ve kendinden geçmiştir.
Kur’ân’ın üslûbundaki garipliği iki kısımda mütalaa etmek mümkündür:
Birincisi, harflerdeki, özellikle “mukattaa” harflerindeki büyüleyicilik;
İkincisi de, Kur’ân’ın bütününde görülen o harikulâde câmiiyettir.
a. Mukattaa Harflerindeki Büyüleyicilik
Kur’ân’ın harflerinde, özellikle mukattaa harflerinde teshir eden bir gariplik ve bir orijinallik vardır.
Dipnotlar
- 14 el-Hâkim, el-Müstedrek 2/550; Abdurrezzak, Tefsîru’s-San’ânî 3/328.