İçeriğe geç

Binaenaleyh, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), insanın bilmesi lâzım gelen her şeyi bütün açıklığıyla ve vuzuhuyla biliyordu. Aynı zamanda O, insanın içine dehşet salan ya da iştiyak veren şeyleri de biliyordu. Bundan dolayı çok ağlıyordu, az gülüyordu. Hatta sahabe efendilerimiz, O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatındaki bütün gülme ve kahkahalarının üç veya dört defa olduğunu belirtirler.[13] Bununla beraber O’nun daima mütebessim bir çehreye sahip olduğu da bir gerçekti.[14] Bir şâir-i şehîrimizin beyanıyla O, “tebessümü arkasında mahzun Nebi” idi. Tabiî ki, O’nun bu hüznü ümmeti adına idi. Çünkü bir keresinde ahirete ait tabloları anlatırken buyurdular ki: “Ben kıyamette havzımın başına gideceğim. Bir kısım kimseler, havzımın başına gelirken geriye kovulacaklar. Ben, onların benim ashabım ve ümmetim olduğunu ifade ederek, ‘Yâ Rabbi, ashabım!’ diyeceğim, Bana denecek ki: ‘Sen, senden sonra onların ne haltlar karıştırdıklarını bilmiyorsun.’ Ben de salih kul Hazreti İsa’nın dediği gibi diyeceğim: ‘Yâ Rabbi! Ben aralarında olduğum müddetçe onları kolladım. Fakat vaktâ ki Sen beni onların aralarından tutup aldın, onları görüp denetleyen yalnız Sen kaldın. Sen gerçekten her zaman, her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Sen’in kullarındır. Onları affedersen, Azîz u Hakîm (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen’sin!’[15][16]

30