İçeriğe geç

Bu sebeple insan, yer yer nefsini kınamalı, kendini yeniden ayarlamalı, sık sık vaziyet değerlendirmesi yapmalı ve ileriye matuf bütün iş ve davranışlarını, geçmiş hayatını da nazara alarak ayarlamalıdır. Ayrıca bir kul, kendisine verilen lütuflar karşısında devamlı surette, Alvar İmamı’nın ifadesiyle; “Değildir bu bana lâyık bu bende / Bana bu lütf ile ihsan nedendir?” duygu ve düşüncesi içinde olmalıdır.

Evet insan, nefsini kınamalıdır; ancak bununla birlikte şu hususları da unutulmamalıdır:

1. Kınama, insanı ümitsizliğe götürecek, Allah’ın rahmetinden ümidini kestirecek ve muvazene bozukluğuna sevk edecek şekilde olmamalıdır.

2. İnsan, ellerini kaldırıp Rabbinden bir şey istediği zaman mümkün mertebe bu muhakemeyi (kendini levm edip kınamayı) yapmamalı, sadece O’nun rahmetine teveccüh edip rahmetini düşünerek istekte bulunmalıdır.

3. Bir hizmet kervanı içinde bulunan bir insan, kervandaki diğer yolcuların hareketlerini hüsnüzanna hamletmeli ve “Rabbim! Bu kadar insanın hepsi fâsık u fâcir olamaz. Nefsim hakkında ben böyle düşünsem de onların davranışlarını fena yöne hamledemem.” duygu ve düşüncesi içinde hareket etmelidir.

Hâsılı, nefsini kınama, tenkit etme ve daima onun kötülüğünü telkin etme hususu mutlaka böyle ayrı ayrı mülâhazalarla ele alınarak bir değerlendirmeye tâbi tutulmalıdır.

Her şeyin en doğrusunu Allah (celle celâluhu) bilir.

[1] Müslim, sıfâtü’l-münâfikîn 70; Tirmizî, radâ 17; Nesâî, işretü’n-nisâ 4.[2] Buhârî, merdâ 1, tevhid 31; Müslim, sıfâtü'l-münâfikîn 58-60.[3] Müslim, imân 132; İbn Mâce, fiten 19.[4] Yûsuf sûresi, 12/53[5] Bediüzzaman, Kastamonu Lâhikası, s. 199.

189