Allah’ın (celle celâluhu), eşyanın melekût tarafında kudretini gösteren kanunları ve bu kanunlarla bir kısım icraat-ı sübhâniyesi söz konusudur. Bu tür neticeler, zâhiren esbabın eliyle meydana geliyor zannedilir. Haddizatında bunlar Allah tarafından meydana getirilmektedir. Cenab-ı Hakk’ın kudretine göre büyük-küçük, az-çok eşittir. Bu da bir terazinin iki kefesiyle anlatılıyor ki, biz buna “tesâvi-i tarafeynden ibaret olan imkân” diyoruz. Evvela, buradaki “imkân” kavramını iyi anlamalıyız. Yaratılmadan evvel eşyanın varlığı “mümkin”dir yani olabilir de, olmayabilir de. Eşya, “mümkinü’l-vücut”, Allah ise, “Vacibü’l-Vücud” yani varlığı Kendindendir. Allah’ın varlığı mevzuunda değişik ihtimaller söz konusu değildir. O’nun hakkında imkânın lafı bile edilmez. Mahlûkata gelince, onlara “mümkinü’l-vücut” diyoruz ki, varlık ve yoklukları eşit demektir.