İçeriğe geç

Cenab-ı Hakk’ın eşya üzerindeki tasarrufu, onları yok iken var etmesidir. Eşya henüz yokken, onun var olması da yok olarak kalması da mümkündür. Birbirine eşit olan bu iki yönden birini Cenab-ı Vacibü’l-Vücud, Kendi iradesi ile ihtiyar buyurduğunda var olma tarafı, var oluyor. Yok olma tarafını tercih buyurursa, yok oluyor. Bu ince sırrı ifade için Efendimiz, “Meşiet-i ilâhiye, neye “Olsun” diye taalluk ederse o, olur. Neye de “Olmasın” diye taalluk ederse o, olmaz.”183 buyururlar. Bu, “Meşiet-i ilâhiye neye taalluk ederse olur, neye taalluk etmezse olmaz.” şeklinde söylemenin ifade ettiği mânâdan daha farklı bir şey ifade etmektedir. Meşîet-i ilâhiyenin “Olsun” diye taalluk ettiği olurken, “Olmasın” diye taalluk ettikleri de olmaz. Yani oldurmak için tecelli ettikleri olur, oldurmamak için tecelli ettikleri de olmaz.

Burada terazideki denge sözüyle, Cenab-ı Hakk’ın kudretinin “küll”e ve “cüz”e eşit olarak tecelli etmesi anlatılıyor ki, bu çok önemlidir. Cenab-ı Hakk’ın emir, irade ve meşieti, eşyanın melekût tarafına tecellide bulunma konusunda berrak ve dupduru meşiet kanunları hâlindedir. Eşyanın mülk tarafı ise melekût tarafındaki tecellinin bir eseri ve neticesidir. Cenab-ı Hak, kanunları yaratır, bu kanunları yaratmanın neticesi olarak, eşya yine Cenab-ı Hakk’ın kudretinin ve iradesinin taalluku içinde meydana gelir. Binaenaleyh eşyanın melekût tarafına tecelli etmede, Cenab-ı Hakk’ın kudretine göre küll-cüz, az-çok müsavidir. İmkânın her iki tarafı da denk ve eşittir.

245