İçeriğe geç
مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا أَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوا أُولِيقُرْبَى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ

“(Kâfir olarak ölüp) Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar (Allah’a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara.”188

O’nun, Ebû Talib’in hidayeti hususunda ne kadar istekli olduğunu en iyi bilen insan Ebû Bekir’dir. Mekke fethinde, Allah Resûlü’ne iman ettiğini orada ikrar etmesi ve Resûlullah’ın mübarek elinden tutup musafahada bulunması düşüncesiyle yaşlı babası Ebû Kuhâfe’yi İki Cihan Serveri’nin yanına getirir. Gözleri görmeyen bu yaşlı insan, iman ettiğini ilan ederken, Ebû Bekir bir köşeye çekilir ve hıçkıra hıçkıra ağlar. Allah Resûlü, niçin ağladığını sorunca da, mağara arkadaşı O’na şu cevabı verir: “Yâ Resûlallah, babamın hidayete ermesini çok arzu ediyordum ve işte Allah (celle celâluhu) ona bu hidayeti nasip etti. Ancak ben, Ebû Talib’in hidayetini, kendi babamdan daha çok isterdim. Çünkü onu Sen de çok arzu ederdin. Fakat ona hidayet nasip olmadı. İşte bunu hatırladım ve onun için ağladım.”189

Vahşî’yi Daveti

Allah Resûlü, nasıl amcası Ebû Talib’in hidayetini istiyor ve bu mevzuda ısrar ediyordu, aynı şekilde, öz amcası, Allah’ın Aslanı Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşî’nin hidayetini de istiyor ve onun hidayeti için ısrarda bulunuyordu. İşte, konuyla alâkalı tarihin kaydettiği hâdisenin içyüzü: 190

Allah Resûlü, amcasının kâtili Vahşî’yi doğru yola davet eder, birisiyle mektup gönderir ve hak din olan İslâm’a girmesi için Vahşî’yi yanına çağırır. Ancak Vahşî, gelen şahsa bir mektup yazar verir. Mektupta aşağıdaki âyet-i kerime yazılıdır:

203