İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim, bu hususu anlatırken, Allah Resûlü’ne şöyle seslenir: قُلْ هٰذِهِ سَبِيلِۤي أَدْعُۤو إِلَى اللّٰهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي “De ki: Bu benim yolumdur. Ben ve bana tâbi olanlar, insanları basiretle Allah’a davet ederiz.”169

Bu yol, nebilik yoludur. Aklın, mantığın, muhakemenin.. his, kalb ve vicdanın da içinde yerlerini aldıkları ve hiçbirinin ihmale uğramadığı bir yoldur.. bu yol ki nebi ve nebiye tâbi olanlar, insanları işte böyle bir basiret üzere, hakka davet ederler.

ab. Karşılık Beklememek

Nebi, tebliğ karşılığında hiçbir şey beklemez. O, tebliğini sadece ve sadece bir vazife olarak yapar. Zaten bütün peygamberler, إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللّٰهِ“Benim ücretim ancak ve ancak Allah’a aittir.”170diyerek bu hakikate işaret etmişlerdir.

ac. Neticeyi Allah’a Bırakmak

Nebi, tebliğin neticesini ve hüsnü kabulü Allah’a bırakır ve hiçbir zaman neticeye karışmaz. Zira bilir ki, onun vazifesi yalnız tebliğdir; netice ise tamamen Cenâb-ı Hakk’a aittir.

Bu üç husus mahfuz; şimdi de, tebliğin peygamberliğe ait nasıl bir sıfat olduğunu ve her devirde bu vazifeyi yerine getiren insanların, hangi usûl ve metotla tebliğde bulunduklarını ve bulunmaları gerektiğini arz etmeye çalışalım. Bütün arzumuz, Rabbimiz’in bize de tebliğ vazifesini, rızasına uygun şekilde gördürmesinden ibarettir. İçimize tebliğ şevki salacak da, neticede bizi muvaffak edecek de sadece Cenâb-ı Hak’tır. O’na güveniyor ve O’na dayanıyoruz…

b. TEBLİĞDE METOT

194