İçeriğe geç

Bir gün bir cenaze getirildi. Namazı kılınacaktı. Allah Resûlü sordu: “Bunun borcu var mı?” Orada bulunanlar: “Evet, yâ Resûlallah, çok borcu var!” dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü: “Siz arkadaşınızın namazını kılın, ben borçlunun namazını kılamam.” buyurdular. Ancak bu durum kendisine de çok ağır gelmişti. Daha sonra Allah Resûlü bir kısım imkânlara ulaşınca, ölen mü’minler hakkında: “Onun mevlâsı benim, alacaklılar bana gelsin.” derdi.415

Dünya ve ahirette Allah Resûlü, mü’minlere kendilerinden daha yakın olma keyfiyetiyle bir rahmettir. O’nun bu rahmet yönü ebedlere kadar da devam edecektir.

O, münafıklar için de bir rahmettir. Münafıklar, bu engin rahmet sayesinde dünyada azap görmediler. Camiye geldiler, Müslümanların içinde dolaştılar ve Müslümanların istifade ettiği bütün haklardan istifade ettiler. Allah Resûlü onlar hakkında perdeyi yırtmadı. Onların çoğunun iç yüzünü biliyordu. Hatta bunları Hz. Huzeyfe’ye (radıyallâhu anh) söylemişti de.416 Rivayete nazaran, bundan dolayı da Hz. Ömer, Huzeyfe’yi takip eder, onun kılmadığı cenaze namazını o da kılmazdı.417

Bununla beraber İslâm onları fâş etmedi. Onlar hep mü’minler arasında bulundular ve mutlak küfürleri en azından şüpheye, tereddüte dönüştü. Böylece, dünya zevkleri de bütün bütün acılaşmadı. Zira yok olup gideceğine inanan bir insanın dünyadan lezzet alması mümkün değildir. Ama, “Belki ahiret vardır.” diyecek kadar, küfürleri şüpheye bürününce, ihtimal, hayat o zaman bütün bütün acılaşmaz. İşte bu yönüyle Allah Resûlü, münafıklara da bir ölçüde rahmet olmuştur.

381