İçeriğe geç

İşte O, hemen her meselede böyle bir şefkat âbidesiydi. Bir çocuğun ağlaması O’nu dilgîr eder ve ağlatırdı. Ne var ki O, bu engin şefkatine rağmen dengeliydi. Meselâ, O’nun bu baş döndüren şefkati, hiçbir zaman dinî hadleri tatbikine mâni olamamış ve cezanın şekli ne olursa olsun onu mutlaka tatbik etmişti…

Mukarrin’in evlâtlarından biri hizmetçisini dövmüştü. Hizmetçi kadın, ağlayarak Allah Resûlü’nün yanına geldi. Efendimiz, bu hizmetçinin sahiplerini çağırdı: “Onu haksız yere dövdünüz, azat edin.” dedi. Ashab: “Yâ Resûlallah, başka hizmetçileri yok.” dediler. Bunun üzerine: “Onlara hizmet etmeye devam etsin. Ancak ona ihtiyaçları kalmadığında salıversinler gitsin!” buyurdu.427 Evet, bu haksız tokatın karşılığı ahirete kalacak olursa, oranın tokatları çok daha şiddetli olacaktır. Binaenaleyh; tokatın bedeli hürriyet olmalı ki, ötedeki Cehennem azabının diyeti olsun…

Çocuklar

Hele, O’nun kendi çocuklarına karşı şefkati bütün bütün farklıydı. Çok defa, oğlu İbrahim’in süt emdiği ailenin yanına gelir, onu kucağına alır ve uzun müddet severdi.428

Akra’ b. Hâbis, Allah Resûlü’nün, Hz. Hasan’ı kucağına alıp sevdiğini görünce: “Benim on çocuğum var; daha hiçbirini öpmüş değilim.” dedi. Allah Resûlü şöyle cevap verdi: “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.”429

Diğer bir rivayette ise verdiği cevap şöyledir: “Allah senin kalbinden merhamet duygusunu almışsa, ben sana ne yapabilirim ki?”430

Bir başka hadis: اِرْحَمُوا مَنْ فِي الْأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ“Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.”431

Allah Resûlü, akrabalarına karşı olduğu gibi yakın-uzak dostlarına karşı da muhabbet ve rahmet hissiyle dopdoluydu.

Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor:

384