İçeriğe geç

Said İbnü’l-Müseyyeb bir düşünce, tefekkür ve hafıza dehası ve duyduğu hiçbir şeyi unutmayan Rabbanî imamlardandır. Devamlı mütebessimdir ama, hayatında birkaç defa ya gülmüş ya da gülmemiştir. Allah mehâbet ve mehâfetiyle her an Allah’ın huzurunda gibi yaşamış; imanıyla, istikametiyle ilmiyle; hususiyle de hadis ve sünnetteki ufkuyla kendini tanıttırmış, kabul ettirmiş mümtaz bir simadır.

Basra’da nasıl Hasan Basri, ta sahabe döneminde medresesini kurmuştu, Medine’de Said İbnü’l-Müseyyeb aynı şekilde ortaya çıkmış ve daha onbeş-yirmi yaşlarında iken fetva vermeye başlamıştır. Sahabe, onu hayran hayran seyreder ve alkışlardı. Bir gün, Abdullah İbn Ömer, onun için hayranlıkla şunları söylemişti: لَوْ رَأَى رَسُولُ اللّٰهِ هٰذَا لَسَرَّهُ “Resûlullah bu genci görseydi, bu O’nu memnun edecek ve çok sevindirecekti.”17 Sahabenin nazarında o kadar muteber ve o kadar mazhar-ı takdir olmuştu…

Hayatında elli yıl, bir vakit olsun cemaati kaçırmadı. Bizzat kendisi: “Tam elli sene imamla iftitah tekbiri aldım.”18 der. İbadette de bu kadar hassastı; sünnete ittibada bu ölçüde titizdi denebilir. Emsalleri gibi, Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) namaza, sünnete, cemaate verdiği ehemmiyeti aynen tevârüs etmiş ve tevârüs ettiği hiçbir şeyde de ömrünün sonuna kadar asla tekâsül göstermemişti. Bir defasında Medine’de çok ciddî şekilde hastalandı. Doktorlar: “Akik vadisine git, bir ay kal; o zaman, hastalığın iyileşir.” tavsiyesinde bulundular. أَصْنَعُ بِالْعَتَمَةِ وَالصُّبْحِفَكَيْفَ “O zaman, bu yaşlı hâlimle sabah ve yatsı namazlarına nasıl gelebilirim?” cevabını verdi.19

508