Tâbiîn-i kiramın da bu meseleye aynı titizlikle yaklaştıklarını söylemek mübalâğa olmasa gerek. Said b. Müseyyeb, Şâ’bî, Alkame, Sevrî bu hassasiyetin büyük temsilcilerinden sayılıyorlar. Zaten daha sonraki dönemlerde, hem senet ve metnin tahkiki, hem de ricâl kitaplarının tedvîni, silik sözlerin hadis cevherleri arasına girmesini bütün bütün zorlaştırıyor idi ki, zannediyorum dinî metinleri bu ölçüde hassasiyetle kritiğe tâbi tutan, İslâm ümmetinden başka bir ümmet de yoktur.
Giriş
On dört asırdır, O’nun arkasında bulunabilmemiz, frekanslarımızın O’na ayarlı, alıcı cihazlarımızın açık ve O’na dönük olması ölçüsünde her lahza O Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ı, vicdanlarımızda duyuyor ve ruhlarımızda hissediyoruz. Bu öyle bir duyuş ve hissediştir ki, bir adım daha atsak, sanki O’nunla yüz yüze geliverecek de o diriltici soluklarını ciğerlerimize kadar çekecekmişiz gibi oluruz.
Dünyanın süratli bir değişimin içine girdiği, beşer fıtratına ters sistemlerin işe yaramaz çer çöp hâlinde tarihin çöplüğüne atıldığı ve insanlığın yeniden dine yöneldiği günümüzde, Ortodokslar kendi kiliselerine, Budistler kendi mâbedlerine, Brahmanlar kendi inançlarına yönelirken; yönelmekten de öte koşarken, uzun zaman sağda solda ve yâd ellerde gezen Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) cemaatinin de yeniden O’na dönmeye niyetlendiği apaçık müşâhede edilmektedir.
Evet, yirminci asrın ikinci yarısına kadar hep aleyhimize işleyen hâdiseler zembereğini, Allah (celle celâluhu) sanki yeniden kurdu ve Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) teveccühle birleştirdi. Artık, dünyanın dört bir bucağında, düşünce dünyamızın yamaçları, rahmet ilinden gelen yağmurlarla bahar esintilerine açık ve üfül üfül.. karın, buzun yerinde de goncalar kemer kuşanmış salınıyor. Evet, bugün artık ak karadan, ışık da zulmetten ayrı; herkes yollu yolunca.. ve karanlıklar köşeye kıstırılmış olmanın paniği içinde.