İçeriğe geç

Bir yanda, bir zamanlar dünyanın dört bir yanına ışık götüren, gittiği her yerde Muhammedî ocaklar tüttüren ve Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) nisbetin şerefiyle şahlanmış ışık ordusu, bir iki asırdır neredeyse terk ettiği kendi mâbedine hem de mehter tarrakalarıyla dönerken; öte yanda, buna mâni olmak ve karşı koymak isteyenlerin cılız, çelimsiz ve fakat hoyratça çığlıkları.

Evet, bugün artık beşerî sistemlerin ve hususiyle de bir zamanlar büyük bir debdebeyle gelen ve şimdilerde lânetlenerek terk edilen komünizmin yerine alternatif sistemler hazırlanmaktadır. Bir zaman, mâneviyat adına, peygamberlik âleminin sultanları Hz. İsa, Hz. Musa ve Hz. Muhammed’in (aleyhimüsselâm) yerine Paskal’ı, Bergson’u çıkarıp kullanmak isteyenler, bugün de dine güya alternatif olarak ispritizmayı, ruh çağırmayı, reenkarnasyonu ve tenasüh düşüncelerini çıkarmaya çalışmaktalar…

İnsanlık tarihinde -şair-i şehîrimizin ifadesiyle- oluklar hep çift yönlü akmıştır zaten; bir yanda nur, diğer yanda kir… Evet durum, bugün hiç de dünkünden farklı değil. Dinin yerine uydurma ve sahte inanç sistemlerini ikame etmeye çalışanlar, kendilerince bir şeyler yapmaktadırlar.. ve onların böyle yapmaları da tabiatlarının gereğidir. Ancak, bizim içimizden bazılarının bunlara, hususiyle de müsteşriklere alet olmalarını, alet olup sünneti sorgulamalarını anlamak zor.

Evet, bir hayli zamandan beri sahabe-i kiramı, bilhassa Hz. Ebû Hüreyre, Hz. Enes, Hz. Abdullah İbn Ömer gibi sünneti bize nakleden tertemiz kaynakları sorgulamakla başlayan ve Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) dayanan bu hareketin yarın nerelere varacağını kestirmek kehanet olmasa gerek… Vahyin hameleleri, aksettirici mirât-ı mücellâsı da sorgulanınca, bir bâtıl mezhebin nokta-i nazarı olarak Cibril (aleyhisselâm) niye sorgulanmasın ki?!

335