“Sabah-akşam Rabbilerinin rızasını dileyerek, O’na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye zinhar uyma!”6
Kur’ân O’na şöyle diyordu:
Sabah-akşam davada, düşüncede, duyguda “Allah” deyip, inleyenlerle beraber ol; ve gözünü başkalarına dikme! Onlarla otur, onlarla kalk! Çünkü Allah’ın (celle celâluhu) rahmeti onlarla beraberdir. Gözünü sakın onlardan ayırma. İhtimal, Allah (celle celâluhu) insanlığa rahmet ederken, Ammar’a bakar rahmet eder.. Yâsir’e bakar rahmet eder.. Küçük Ali’ye bakar rahmet eder.. Habbab’a bakar merhamet eder ve İbn Mesud’a bakar merhamet eder. Onlar yeryüzünde Allah’ın (celle celâluhu) matmah-ı nazarıdır. Onlar belâ ve musibetleri defeden paratonerler gibidirler. Sen de onlarla bulunmaya bak!
Kur’ân bunları öyle bir dönemde söylüyor ki, Allah Resûlü’nün etrafında bu üç-beş fakirden başka kimse yoktur. Ama O, bu dönemde bile gelecekten fevkalâde emin.. herkesin hatta o mütemerrit, o firavun insanların bile, pek çoğunun yumuşayıp İslâm’la kucaklaşacaklarına ve Kur’ân’ı kabullenip başlarına tâç yapacaklarına inanır. Bu itibarla, nasıl olsa gelecekler adına, şimdi yanındakilerini niye kovsun ki!
Hem Allah Resûlü onları nasıl yanından uzaklaştırabilirdi ki, bizzat kendisi şöyle buyurmaktadır: “Cennet şu üç insana müştaktır. Ali, Selman ve Ammar…”7
Evet, herkes Cennet’e müştak iken, Cennet onlara müştak.. âşıkın mâşuka, gözlerin cemale, vicdanların rü’yete, kalbin müşâhedeye iştiyakla dolu olduğu gibi müştak…