İçeriğe geç

Bir başka âyette Hazreti İsmail’den (aleyhisselâm) bahsedilirken de, وَكَانَ يَأْمُرُ أَهْلَهُ بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّهِ مَرْضِيًّا“O da ailesine namaz ve zekâtı emrediyordu. O, Rabbinin hoşnut olduğu kullarındandı.”113 buyrulmuş ve namaz ve zekât gerçeğinin her dönemde var olduğuna dikkat çekilmiştir.

Bu ayet-i kerimelerden de anlaşıldığı üzere semavî bütün dinlerde namaz ve zekât, vazgeçilmez iki ibadettir. Bu yönüyle de ibadetlerin özünü teşkil ederler. Bu hükmü bize bildiren Kur’ân-ı Kerim şöyle demektedir:

وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللّٰهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ

“Daha önceki ümmetlere, sadece, tam bir tevhid şuuruyla yalnızca Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları, zekât vermeleri emredilmişti. İşte dosdoğru din budur.”114

Hazreti Şuayb’la (aleyhisselâm) kavmi arasında geçen ve kavminin, zekât mükellefiyeti karşısındaki itirazlarını anlatan şu âyet de bize, o dönemdeki zekât farizasından haber vermektedir:

قَالُوا يَاشُعَيْبُ أَصَلَاتُكَ تَأْمُرُكَ أَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا أَوْ أَنْ نَفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَاءُ إِنَّكَ لَأَنْتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ

“Dediler ki, ‘Ya Şuayb! Sana atalarımızın ibadet ettiklerinden vazgeçmemizi ve mallarımızda istediğimiz gibi tasarruf edemeyecek olmamızı namazın mı emrediyor? Hâlbuki sen, şüphesiz halim ve aklı başında birisin.”115

Medyen halkının, “mallarında istedikleri gibi tasarruf edememe” şeklindeki endişeleri, Hazreti Şuayb’ın da onlara zekâtı emrettiği ve dolayısıyla kavmi tarafından böyle bir itiraza muhatap olduğu fikrini vermektedir. Âdeta her yönüyle kabul edip sinelerine bastıkları Hazreti Şuayb’ın, zekâtla karşılarına çıkmasını hazmedememişler ve bunun faturasını da zekâtla ikiz bir ibadet olan namaza çıkarmayı tercih etmişlerdir.

76