İçeriğe geç

Burada şu noktanın hatırlatılmasında fayda var: Gerek yukarıda zikredilen Tevrat âyetleri, gerekse İncil’den nakledeceğimiz hükümler, günümüzde elde bulunan Tevrat ve İncil nüshalarından alınmıştır. Dolayısıyla bunların, bozulmamış olma ihtimalinin yanında, tahrif edilmiş olabilecekleri de hatırdan çıkarılmamalıdır. Durum böyle olunca, “Ne bunlar gerçek Tevrat ve İncil’dir.” diye tasdik etmemiz, ne de “Bunlar kesinlikle tahrife maruz kalmıştır.” diye terk etmemiz mümkün değildir. Bu noktada bize ışık tutan bir hadislerinde Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), مَا حَدَّثَكُمْ أَهْلُ الْكِتَابِ فَلَا تُصَدِّقُوهُمْ وَلَا تُكَذِّبُوهُمْ وَقُولُوا آمَنَّا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ فَإِنْ كَانَ بَاطِلًا لَمْ تُصَدِّقُوهُ وَإِنْ كَانَ حَقًّا لَمْ تُكَذِّبُوهُ“Ehl-i Kitap size bir şey anlatırsa, onları ne tasdik edin ne de yalanlayın. Ancak ‘Allah’a ve peygamberlerine iman ettik deyin.’ Böylece şayet bâtıl ise tasdik etmemiş; doğru ise yalanlamamış olursunuz.”130 buyurarak takınmamız gereken tavra işarette bulunmaktadır.

2. Hristiyanlıkta Zekât

Hristiyanlıktaki durum da Yahudilikten farklı değildir. Kur’ân’ın verdiği bilgiye göre Hazreti İsa (aleyhisselâm), mucizevî bir şekilde ve daha beşikteyken Allah’ın (celle celâluhu) kendisini mükellef kıldığı hususları şu şekilde anlatmıştır:

وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنْتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا ۝ وَبَرًّا بِوَالِدَتِي وَلَمْ يَجْعَلْنِي جَبَّارًا شَقِيًّا ۝ وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا

“Beni, bulunduğum her yerde insanlara yararlı kıldı. Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti. Beni anneme hayırlı bir evlat kıldı; hayırsız bir zorba kılmadı. Doğduğum gün de, öleceğim gün de, yeniden diriltileceğim gün de (Allah’tan) bana esenlik verilmiştir.”131

80