İçeriğe geç

Bu konuşmadan sonra adam arkasını dönüp giderken, “Seni hakla gönderene yemin olsun ki, söylediğin kadarını yaparım, ne fazla ne az!” deyince, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: لَئِنْ صَدَقَ لَيَدْخُلَنَّ الْجَنَّةَ“Şayet doğru söylüyorsa mutlaka Cennet’e girer.”166

Bu hadisin Sahih-i Buhârî’deki rivayetinde, gelen şahsın şu sözlerine de yer verilmiştir: “Senin getirdiğin şeylerin hepsine iman ettim. Ben kavmimin elçisiyim. Ben, Sa’d İbn Bekr kabilesinden Dımâm İbn Sa’lebe’yim.”167

6. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendisine biat eden sahabeden, zekât vermeleri sözünü aldığı da çok bilinen hususlardandır.168

Bu hadislerin yanında, hangi maldan ne kadar zekât verileceğini bildirdiği her yerde Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kullandığı ifadeler, aynı zamanda zekâtın vazgeçilmeyecek bir farz olduğunu göstermektedir ki, bu konu ileride tafsilatıyla ele alınacaktır.

Aslında burada zekâtın farz oluşuna dair daha fazla delil zikretmek mümkündür. Yalnız biz, bunların bir kısmı, konu işlenirken ve ihtiyaç anında zikredileceği için burada bu kadarlıkla iktifa ediyoruz.

ıı. Devletin Organizesi

Kur’ân’ın, zekâtın sarf edileceği yerlerden birisi olarak, وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا “Zekât işinde çalışanlar…”169 ifadesiyle zekât memurlarına yer vermesi, bunun daha çok bir devlet organizesiyle gerçekleşeceğine işaret etmektedir. Ayrıca Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Muaz İbn Cebel’i (radıyallâhu anh) Yemen’e zekât toplama vazifesiyle (âmil olarak) gönderdiğini en güvenilir hadis kaynakları nakletmektedir.170

Sahabe arasındaki genel eğilim de zekâtlarını âmiller vasıtasıyla beytülmale vermek şeklindeydi. Efendimiz’in âhiret diyarına hicret etmesinden sonra da sahabe, zekâtlarını Hazreti Ebû Bekir’e ve onun âmillerine, ondan sonra da Hazreti Ömer’e ve onun âmillerine vermeye devam etmişlerdir.

97