İçeriğe geç

Beşer için inen ve beşerin Yaratıcısıyla münasebetini, onun ebedî saadetini hedef alan Kur’ân, hedeflediği mevzuun azameti, genişliği ve hayatîliği nispetinde çok yönlü ve rengârenktir. Onun, bütün bu yönlerine âyine olabilmek için, kütüphaneler dolusu kitaplar yazılmış ve tefsirler meydana getirilmiştir.

Edebî dâhiler, onun büyüleyici ifadesine ve belâgat üstünlüğüne hayranlık destanları koşarken, nazarlarını âfâk ve enfüste gezdiren ilim adamları, onun aydınlatıcı tayfları altında, eşya ve hâdiselerin hakikî yüzlerini görebilme ve anlayabilme bahtiyarlığına ermişlerdir. Psikologlar, sosyologlar; kitleler ve insan ruhuna ait en muğlak problemleri, onunla çözüme kavuştururken; ahlâkçı ve terbiyeciler de onu, bitip tükenme bilmeyen, alabildiğine zengin ve rengin bir menba kabul etmiş, nesillerin terbiyesinde hep ona müracaatta bulunmuşlardır.1

Bu geniş ve zengin muhtevanın özüne uygun takdimini mevzuun mütehassıslarının pürüzsüz ve duru beyanlarına havale edip, okuyucuyu, bu istikamette yazılmış kitaplarla baş başa bırakacağım. Yoksa, bir seneyi aşkın bir zaman içinde2 ancak bazı hakikatleri anlatılabilen Kur’ân’ı, bütün yönleriyle soru-cevap sütununda ifade etmenin kabil olmayacağını, her hâlde değerli okuyucularımız da takdir ederler.

Ancak, Kur’ân’ın bir yönü var ki; “Kur’ân muhtevası” deyince, daha ziyade gençlerimizin aklına gelen de odur, o da, Kur’ân’ın fen ve teknikle, daha doğrusu pozitif ilimlerle alâkalı olabilecek yönüdür. Sualde kastedilen hususun bu olması itibarıyla, biz de daha ziyade o husus üzerinde duracağız.

10