İçeriğe geç

İster hilkatin ilk maddesi esîr olsun, ister bütün kâinatları dolduracak kadar kocaman bir sehabiye “kaos” olsun; ve, sonra ister hayata dâyelik yapan su, dünyadan yükselen gaz ve buharların, tekrar yağmur şeklinde geriye gelip denizleri teşkil ederek, canlılara müsait vasat ve menşe olsun, ister başka şekilde meydana gelsin… Kâinatın, bir bütünün parçaları ve birbirine numune ve misal tek hakikatin yaprakları olduğu anlatılıyor ve Kaliforniya çınarlarından insanlara kadar, vücudun dörtte üçünü teşkil eden suyun, hayatiyet ve ehemmiyetine parmak basılıyor.

6- Bütün kâinat içinde yıldızımız Güneş’in, ayrı bir ehemmiyeti vardır. Ve, Kur’ân, onun en mühim bir yanını dört kelimelik bir cümle içinde şöyle ifade ediyor: “Güneş de kendi müstekarri (yani kendine tayin edilen çizgide ve belli bir zaman içindeki muayyen istikamet ve hareketi) içinde akıp gider.”11

Bu beyan, Güneş’in kendine tahsis edilen yörüngede akıp gittiğini anlattığı gibi, başka bir ağırlık merkezine doğru kayıp durduğunu da ifade etmektedir. Aynı zamanda, vazifesini bitirdikten sonra karar kılıp bir yerde duracağına da dikkat çekmektedir.

7- Kur’ân kelimelerinin zenginliğindendir ki, böyle dört sözcük ile pek çok hakikat ifade edilir ve pek çok karanlık mesele vuzuha kavuşturulur. Böyle büyüleyici ve belîğane ifadelerinden bir tanesi de, mekân genişlemesiyle alâkalı olan şu âyettir:

“Göğü kendi ellerimizle (kudret ve irade) yaptık. Ve, Biz onu, devamlı genişletmekteyiz.”12 Yine dört kelime, âlemşümul bir meseleye dikkatimizi çekiyor. Siz, bu hususu, ister Huble’nin katsayısıyla izah edin; ister başka bir yolla; gök cisimleri arasındaki mesafenin gittikçe arttığını anlatan âyet, kelimeleriyle, terkibiyle dupdurudur ve ne dediği de apaçıktır.

15