Daha sonra, hem Roma cephesinde hem de Sasâni cephesinde İslâm’a karşı tavır daha da ciddîleşti, muharrikler daha da arttı ama, Efendimiz’in hayat-ı seniyyelerinde değişik grup ve kesimlere karşı, büyük ölçüde müdafaa harplerinin hulâsası bundan ibaretti. Denebilir ki, O, nurlu hayatlarında, harbin içine çekilmeden kat’iyen kılıç kullanmadı. Aslında O, peygamber olarak gönderilmişti. Allah’tan getirdiği âlemşümul mesajları dünyanın dört bir yanına ulaştıracak ve bütün insanlığa tebliğ edecekti. Bunu yapmamak elinden gelmezdi. Zira O, Hakk’ın elçisiydi ve insanlık da O’nun sunacağı bu mesajlar sayesinde Hakk’a, hakikate, saadete uyanacaktı. Cihan Peygamberi, bu mutlak hayrı yerine getirirken, yukarıda bahsi geçen cephelerden engellemeler olacaktı; oldu da. Ama, Allah Resûlü bunları birer birer aştı ve bir kısım aklı gözüne inmişlerce yadırganacak şeylerin de bulunmasına rağmen güzeller güzeli neticelere ulaştı ki, önemli olan da oydu.