Onların bir türlü dinme bilmeyen kin ve nefreti Hendek Vak’ası’ndan sonra da sürüp gitti. Bir taraftan, Peygamberimiz’in yiyeceği ete zehir katıyor16, oturduğu yere yukarıdan taş atıyor17 ve ard arda komplolar hazırlıyor; diğer yandan da Müslümanlığa karşı her çeşit İslâm düşmanını tahrik ediyor ve gizli açık harp vaziyetini almadan geri durmuyordu. Hele, Medine-i Münevvere’de fitne çıkarma arzu ve isteklerinin bir türlü ardı arkası kesilmiyordu. Bütün bunları nazar-ı itibara alarak İslâm pâyitahtının emniyet ve güvenliği için Peygamberimiz onları Medine’den çıkarmaya karar verdi. Bu defa da, Medine’den uzaklaştırılan bu Yahudiler ve daha başkaları Hayber’i bir üs ve karargâh olarak kullanmak üzere orada toplanmaya başladılar. Şimdi durum daha da ciddiyet arz ediyordu. Zira, Hayber Yahudileri, bir yandan çeşitli ticarî ahlâksızlıklarla fakir Arapları eziyor, diğer yandan da kâh Kureyş’le, kâh Romalılarla iş birliği yaparak, mutlaka Müslümanların hakkından gelmek ve İslâm nurunu söndürmek istiyorlardı. Bunların bir türlü bitip tükenme bilmeyen bu entrikaları karşısında Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hayber’i de İslâmî usûllerle idare etmeye karar verdi ve Ahzâb Vak’ası’ndan sonra orayı da fethederek Allah’ın âdil nizamıyla Yahudileri hâkimiyeti altına aldı. Bu son fetihle, bir taraftan o çevredeki, işleri, muameleleri, hile, entrika, yalan ve başkalarını aldatmadan ibaret olan ve her şeyi nifaka bağlayanlar zapturapt altına alınıyor, başkalarına zarar vermeleri önleniyor, diğer taraftan da Müslümanların ve Müslümanlığın geleceği emniyet altına alınıyordu.
Dipnotlar
- 16 Buhârî, cizye 7; Ebû Dâvûd, diyât 6; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/451; Dârimî, mukaddime 11.
- 17 el-Beyhakî, Delâilü’n-nübüvve 3/180; es-Suyûtî, el-Hasâisu’l-kübrâ 1/525; Kâdı İyâz, eş-Şifâ 1/352.