İçeriğe geç

Bu itibarladır ki, Peygamberimiz, hayat-ı seniyyelerinde İslâm’a sığınan hemen herkese iyi davranmış, onlara ikramda bulunmuş ve zimmetimizi kabul edenleri, hukukta Müslümanlarla bir tutmuş, her fırsatta, âlemlere rahmet olduğunu37 onlara da hissettirmiştir. Davet ettiklerinde davetlerine icabet etmiş38, cenazelerine saygı göstermiş39 ve hastalarına ziyarette bulunmuştur. Ehl-i Kitap’tan borç para almış, onlara rehin vermiş40, onlarla ticaret yapmış ve Müslümanların vesâyâsı altında bulunanları gül gibi aziz tutmuştur. “Zimmîye eziyet eden, benden değildir.”41 buyurarak zimmî hukukunu en ulaşılmaz seviyede ele almış ve “Ahd u zimmetimizde bulunan birisini öldüren, Cennet’in kokusunu duyamaz.”42 ferman ederek hayatını Müslümanların içinde geçiren zimmîlere yapılan eziyetin Cennet’ten mahrumiyete sebebiyet vereceği terhibinde bulunmuş; ne evvel ne de âhir hiçbir hukukî sistemin, hiçbir hümanist düşüncenin ulaşamadığı ve ulaşamayacağı en yüksek insanî değerler zirvesini göstermiştir.

O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) aydınlık döneminde, her şey böyle seviyeler üstü cereyan ettiği gibi, pek az tali’siz devirlerin istisnasıyla, günümüze kadar gelen Müslüman idareciler de O’ndan tevârüs ettikleri İslâm emanetinin korunması hususunda aynı hassasiyeti göstermişlerdir.

Allah’ın rıza ve rıdvanı üzerlerine olsun.

111