İçeriğe geç

Meselâ, bir kerenin dışında, cahiliye insanının anadan doğma üryan gezdiği devrede dizinden yukarısını açmamıştır. O biricik vak’ada da Melek gelmiş ve ikaz etmiştir.14 Onun içindir ki, risalet vazifesi kendisine tebliğ edilmeden evvel dahi, Mekke ve civarında, iffet, namus, hayâ denince ilk akla gelen O’nun ismi olurdu. İsmet sahibiydi. Hiç günaha girmemişti. Ahde vefada, doğrulukta, verdiği sözü yerine getirmede ve emanette emin olmada O’nun üstüne kimse yoktu. O’nun bir adı da “Emîn” idi.15 Tertemiz bir hayat yaşadı. Tertemiz olarak bu dünyayı terk etti. Vefatını duyup Medine’ye gelen en yakın dost Hz. Ebû Bekir’in ona hitaben söylediği son sözler ne kadar mânidardır. “Hayatın da pırıl pırıl, mübarek, nâşın da pırıl pırıl, ey Allah’ın Resûlü.”16 Bu ifadeler aynı zamanda başlangıcından sonuna kadar Allah Resûlü’nün hayatını bir tek cümlede ifade etmekti. O, bir çocuk masumiyetiyle dünyaya gözlerini açmış.. yaşadığı seviyeli hayatla melek masumiyetine ulaşmış ve zirveleşmenin akıl almazlığı içinde uçup ötelere gitmişti.

Onun içindir ki Mekke müşrikleri Allah Resûlü’ne ettikleri bunca iftira arasına, O’nun nezih ahlâkını tenkit ifade eden, tek kelime sokamadılar ve hep, akıl sahibi bir kimsenin kabul etmeyeceği iftiralarda bulundular. Sahir, şair dediler de, meselâ, hiç kimse -hâşâ- yalancı, dönek veya buna benzer isnatlarda bulunamadılar. Bir yönüyle Cenâb-ı Hak (celle celâluhu) O’nun nezih ahlâkını, müşriklerin ağzına bir tokat gibi vurdu ve hepsini susturdu.

13