Altıncı güne kadar savaşıldı. Altıncı gün bütün ordu komutanları sırasıyla şehit oldular. Sancak yere düşeceği sırada bir nefer onu kaptı ve sahibini aramaya koyuldu. Halid’i görünce de sancağı ona uzattı. Fakat Halid (radıyallâhu anh) “Sen benden önce Müslüman oldun, daha lâyıksın.” diyerek sancağı almak istemedi. Ancak, çok ısrar edilince kabul etti. Zaten bütün bu olanları Allah Resûlü, Medine’de ashabına anlatıyordu. Evet hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve anlatıyordu…
Halid İbn Velid (radıyallâhu anh) o gün büyük bir iş yapmıştır. Bazıları Mute’ye zafer değildir, deseler bile, Mute destandır, zaferdir ve bu zaferi Cenâb-ı Hak (celle celâluhu), Halid’in (radıyallâhu anh) eliyle nasip etmiştir.
O gece orduyu yedi sekiz bölüğe ayırır. Cenahları değiştirir. Sağ cenahı sola, solu sağa taşır. Öndekileri arkaya, arkadakileri de öne geçirir. Ayrıca birkaç gruba da vazife verir. Gizlice Medine tarafına doğru gidecekler ve geceleyin Medine’den yeni bir güç geliyor gibi def ve dümbelek çala çala geleceklerdir.
Denilenler aynıyla yapılır. Ertesi gün düşman neye uğradığını anlayamaz. Herkesin karşısına tanımadığı bir sima çıkmıştır. Hele nümâyiş içinde Medine tarafından gelenler onları iyiden iyiye yıpratır ve artık psikolojik olarak çökmüşlerdir.
Ertesi gün Halid atına biner ve düşmanın merkezine hücum eder. Gözü hiçbir şey görmemektedir. Dikkat edin, henüz Müslüman olalı iki ay olmuştur. Ne bildi ne öğrendi de bu kadar kısa bir zaman içinde bu mahiyete geliverdi.