Aradan seneler geçti. Zübeyr kendisine söylenen bu sözü her nasılsa unutmuş ve gelip Cemel’de Hz. Ali’nin karşısına dikilmişti. Bir ara Hz. Ali’yle karşı karşıya geldiler. Her ikisinin de kılıcı kınından sıyrılmıştı. Tam o esnada Hz. Ali, Zübeyr’e “Atından in, sana söyleyeceğim şeyler var!” dedi. Zübeyr b. Avvam atından indi. Hz. Ali ona, senelerce evvel Allah Resûlü’yle aralarında geçen konuşmayı hatırlattı. İşte Allah Resûlü’nün haber verdiği günün, bugün olduğunu söyledi. Zübeyr beyninden vurulmuşa döndü.
Evet, hatırlamıştı Allah Resûlü’nün senelerce evvel haber verdiği şeyi.. derhal kılıcını kınına soktu. Hz. Ali’ye sarıldı ve helâllik diledi. Atına bindi ve harp meydanını terk etti. Fakat gözü dönmüş bir tali’siz onu arkadan vurdu ve şehit etti. Sonra da başını kesip Hz. Ali’nin çadırına getirdi. Büyük bir mükâfat bekliyordu. Nöbetçi durumu Hz. Ali’ye söyleyince, Hz. Ali hıçkırıklarını tutamadı ve bir çocuk gibi ağladı. Sonra da dudaklarından şu sözler döküldü: “Zübeyr’in katilini Cehennem’le müjdelerim! Allah Resûlü’nün havarisini öldüren bir insanın yeri ancak Cehennem olabilir…” Hz. Ali kendinden konuşmuyordu… O, aynen Resûlullah’tan böyle duymuştu.
Görüyorsunuz ki sahabe de birbiriyle imtihan oluyor ama onlar sadece ve sadece Hak namına birbirleriyle vuruştukları gibi, haksız olduklarını anlayınca da anlaşıp sulh olmasını biliyorlardı.
Hiçbiri kaderi tenkit etmedi, arkadaşını suçlamadı ve böyle yapıp da musibeti ikileştirmedi. Allah (celle celâluhu) onları imtihan ettikçe onlar, Kur’ân’ın aydınlatıcı tayfları altında, Cenâb-ı Hakk’ın (celle celâluhu) kendilerine verdiği muhteşem fetaneti kullandılar ve doğruyu bulmaya çalıştılar.