Böyle bir imtihandan sahabe vâreste tutulamaz. Onlar mânevî hayatın en ileri saflarında yerlerini aldıkları gibi, imtihanın en ağırına da yine onlar maruz kalmışlardır. Hele daha sonraki dönemde, idare keyfiyetindeki farklı içtihatlar, onlara imtihanların en ağır ve altından kalkılmazlarını yaşattırdı. Ancak imtihan ne kadar sert olursa olsun hiçbir sahabi hakperestlikten ayrılmadı. Kılıçların, kınlarına konmayacağı yerde bile, çok rahatlıkla, haksız olduklarını anlayınca geriye dönmesini bildiler.
* Hz. Âişe Validemiz, Hz. Ali’nin karşısına çıktığı esnada, seneler önce Allah Resûlü’nün üstü kapalı olarak belirttiği, hata işleyecek hanımının kendisi olduğunu anlar anlamaz, derhal devesine binip geriye dönmesini bilmişti.
* Hz. Zübeyr b. Avvam, mert, cesur bir insandı. Müslüman olduğunda henüz dokuz yaşındaydı. Amcası onu hasıra sarar, sonra hasırı tutuşturur ve Zübeyr’in dininden dönmesini isterdi. Bu kadar eza ve cefa ona, asla taviz verdirememişti. Allah Resûlü “Her nebinin bir havarisi vardır. Benim havarim ise Zübeyr b. Avvam’dır.”13 buyurmuş ve onun şecaatine dikkatleri çekmişlerdi.
* Zübeyr, Allah Resûlü’nün halası Safiyye’nin oğluydu. İşte bir gün bu şanlı sahabiyle, yine Allah Resûlü’nün amcasının oğlu, Haydar-ı Kerrar, Damad-ı Nebi Hz. Ali (radıyallâhu anh) Medine sokaklarından birinde el ele geziyorlardı. Derken Allah Resûlü karşılarından geliverdi, o esnada mı daha önce mi bilinemez.. birbirini bu derece seven bu iki gencin istikbalde nasıl karşı karşıya geleceklerini Cenâb-ı Hak (celle celâluhu) O’na gösterivermişti. Allah Resûlü, Hz. Ali ve Hz. Zübeyr’i karşısına almış ve şöyle demişti: “Zübeyr! Bir gün Ali’nin karşısına çıkacaksın; fakat o gün sen haksızsın!.”14