İçeriğe geç

Hz. Ömer, bu ihtiyar kadını edeple dinledi. Aslında bir tavsiye olarak Hz. Ömer dediklerinde haksız da değildi. Ancak ondaki titizlik ve hassasiyettir ki, ona şöyle dedirtiyordu: “Yâ Ömer, sen yaşlı bir kadın kadar dahi dinini bilmiyorsun!.” Hâşâ ki, Ömer dinini bilmemiş olsun. Ancak ondaki hakperestlik anlayışı o derece geniş ve derin idi ki, bir ihtiyar kadının böyle bir itirazı karşısında, her türlü tevile açık sözünde, kendini müdafaa ve görüşünde ısrar yerine derhal hakkı kabul ediyordu.

Yüce işler, büyük meseleler, daima aynı çapta insanlar tarafından halledilmiştir. Bizler sahabe ruhuna sahip çıktığımız ölçüde Cenâb-ı Hak’tan (celle celâluhu) beklediğimiz muvaffakiyeti elde etme imkânı doğacaktır.

Tenasüb-ü illiyet prensibine göre, bir dönemde belli ağırlıktaki bir yükü kaldırmak için kuvvetli pazular gerekiyorsa -ki öyledir- başka bir dönemde de aynı yükü, aynı ölçüde kuvvetli pazular kaldırabilecektir. Cılız ellerin o yükü kaldırması mümkün değildir.

Nasıl ki, bir kiloluk ağırlığı, karşısına konacak aynı miktardaki bir başka ağırlık dengeleyebilir -ki bu sabit bir kanundur, aslâ değişmez- aynen öyle de bu yüce hakikatler ve yüce mefkûreler, eğer bir dönemde sahabi gücündeki insanlarla tahakkuk ettirilmişse, bir başka dönemde onu, çelimsiz ve cılız insanlardan beklemek muhaldir ve doğru değildir… Öyleyse, hakperestlik anlayışında, birlik ve beraberlik şuurunda sahabe gibi olmalıyız ki, hasımlarımız fitne kapılarının sonuna kadar sürmeli olduğunu görmeli ve biz ümitle coşarken, onlar da ümitsizlikten kendilerini yiyip bitirecek hâle gelmelidirler. Bu da ancak nefisperestliği bırakıp hakperestliğe dilbeste olmakla mümkündür… Birlik ve beraberliğe giden yol da bu şuur ve bu düşünceden geçer…

1En’âm sûresi, 6/53.

2Bkz.: Taberî, Câmiu’l-beyan 25/65.

3Furkan sûresi, 25/7.

161